işitme kaybı yaşatır içimdeki çığlık ve sanki gökyüzünde renkler kimsesiz bir aralık vaktım daralır elbet ölüm yakın gün batık huzuru aradım oysa nöbetçi mahkemede tek sanık
bu kalp tanık korkma tolga tanır ellerinden surat yapıp ezberinden küfür saydıranları ve bil ki manzaramdan çalarım en güzel siyahları ben çünkü ruh sever böyle silahlanmayı gel
gel savaş var hem de çok sevdiğim bir mevsimin en bulutsuz hali yani kayıp resmi çizip karmakarışık hafızam silüetin eksik baba
belki bundan saçlarımı senin gibi kestim gitme gel rüyama fazla boktan oldu hayat özleminse bileklerini kestik attık ölüm sus artık gözüm sus artık
bir gün gel artık bak yaktı canımı yokluğun on iki yıldır bu bitsin artık şimdi yirmi beşte öyle bir güneşteyim ben işte yine balık tutsak her güneşte keşke
arada serzenişte cümleler yazar elim söver dilim beklesen de giden gelmiyor geri bu yer beni biriktiriyorum küllüğümde hayalleri hatıralar sen savaş filmlerinin benzeri
ve menzilinde hedef yerini bulmuyorsa bezdirir bu ölüm kalım değil de tıpkı sürünmek gibi eski tadını vermez hiçbir yemek hiçbir sohbet hiçbir içki tüm gülüşlerimse sanki pisti
yine de başarabildim ve mimiklerimle dalga geçtim tek sen hariç tüm gelip gidenlerin hasarı geçti yaramı deşti tek mezar taşında üç isim var zor gelir ve yok
yarın da var bugün biter diyenler hep yanıldılar yanımdalar damarlarımda kan kadar yakındalar
Nakarat X2 akrep ve yelkovanın getirdiği bir yarıştayım geldi gitti gençliğim kalan için telaştayım her gün aynadaki kabusla savaştayım ben dokunsalar ölecek kadar yüksek bir yamaçtayım